Allah korkusu terbiye aracı olarak kullanılmalı mıdır?
Allah hakkında henüz hiçbir bilgisi olmayan çocuklara, Allah’ın ceza verici ve korkutucu olduğunu telkin etmek, çok yanlış sonuçlar doğurur.
Bazı aileler, Allah korkusunu yanlış bir şekilde, terbiye aracı olarak kullanmakta ve bu korkuyu,’’Annesinin sözünü dinlemeyeni Allah taş yapar!’’, ‘’Yemeğini yemeyeni cehennemde yakar!’’,’’Yalan söyleyenin dilini keser!’’ gibi cümlelerle çocuğun kafasına sokmaya çalışmaktadır.Bunun sonucunda, yanlış bir Allah tasavvuru oluşmakla kalmaz, aynı zamanda sürekli kendini suçlayan ve aşağılayan bu çocuğun, ruh sağlığı da bozulur.
Nitekim Mualla Öztürk, aşırı derecede gelişmiş ‘’Allah korkusu’’nun ortaya çıkardığı birtakım rahatsızlıkları ele almakta ve çocuğun zamanla yenemediği mikrop, hastalık, ölüm gibi korkularının içinde ve başında Allah korkusunun olduğunu söylemektedir.
Dodurgalı’ya göre, bu duruma meydan vermekten kaçınılmalıdır.Hatta Allah’ın çocuklar için günah yazmadığı sık sık vurgulanarak, çocuğun Allah’a yaklaşması temin edilmelidir.Kısaca, çocuğun Allah korkusu yerine Allah sevgisiyle yetişmesi gerekmektedir.
Çocuk, Allah’ın seven , koruyan, hoş gören, affeden, cezadan çok ödüllendiren bir varlık olduğunu öğrenmelidir.
Alt ıslatma kalıtımsal olabilir mi?
“Babası da altını ıslatırmış bekleyelim büyüyünce geçer”, “Teyzesi de 13 yaşına kadar altını ıslatmış, acele etmeyin geçer” Bunlar ve bunlara benzer söylevler alt ıslatma karşısında çok sık duyduğumuz cümlelerdir. Evet kalıtımın alt ıslatmaya olan etkisi az da olsa vardır. Kalıtsal etkenlerin alt ıslatmaya etkisi alt ıslatma sorunu yaşayanlar arasında yüzde 2 oranındadır. Ancak bu kısmi etki alt ıslatma derecesini, yaşını etkilemez. Bu sebeple tedaviyi uzatmak çocuğa işkence yapmaktan başka bir şey değildir.
Kalıtımsal etkenler tedaviyi de negatif etkilemez bu nedenle sebep ne olursa olsun önlem almada gecikilmemelidir. Ancak araştırmalar göstermiştir ki anne–babanın alt ıslatmadaki en büyük etkileri şudur: Ağır uyku. Uyanamayıp çocuğunu tuvalet ihtiyacını gidermesi için geceleri uyandıramayan ebeveynlerin çocuklarının bu problemi çözme süreleri uzayabiliyor. Öyle ise anne–babalar kendi etkilerine daha ziyade bu bağlamda yaklaşmalı ve uyku problemlerini çözmelidirler.
Çocuğum doğduğundan beri hep çok hareketli ve zeki bir çocuktu.Okula başladığında ise derslerde arkadaşlarından geri kalmaya başladı.Acaba çocuğumun öğrenme problemi mi var?
H.Şenele’e göre, çocukların yaşadıkları ders problemlerinin çok farklı nedenleri ve açıklamaları olabilmektedir.Sorunun dikkat eksikliği-hiperaktivite bozukluğundan mı, çocuğun sahip olabileceği öğrenme problemlerinden mi, yoksa her iki durumun bir arada görülmesinden mi kaynaklanıp kaynaklanmadığının anlaşılması gereklidir.Bunun için de öncelikle uzmanlık alanı bu konular olan kişiler tarafından konulacak tanıya ihtiyaç vardır.Ardından, uzmanların yönlendirilmesine göre çocuğun problemine ve ihtiyacına uygun müdahale yöntemlerine başvurulmalıdır.Bu müdahale yöntemlerini de özel eğitim, davranış değiştirme programları, aile danışmanlığı ve ilaç tedavisi (yalnızca hiperaktivite için) olarak sıralamak mümkündür.
Çocuğum istenmeyen bir davranışı yaptığında, zaman zaman ani çıkışlarım oluyor. O sırada onu küçültücü, aşağılayıcı ifadeler kullandığım oluyor. Bu durum çocuğu olumsuz etkiler mi?
Stres arasında ani çıkış yapan ve duygularını uygunsuz biçimde ifade eden bu ebeveynin yaklaşımı, ‘’duygusal istismar’’dır. ‘’Aptal’’, ‘’hayvan’’, ‘’geri zekalı’’ şeklinde aşağılayıcı sıfatlar çocuklarına yakıştıran ana-babalar, ’’geçmişte kendilerine söylenenleri’’ söylemekte, ‘’bunun yapılacak en doğru yol olduğunu’’ düşünmektedir.Oysa aşağılayıcı ifadelerin, küçük düşürücü tutumların ocukları nasıl yıkıma uğrattığını bilemezler.
Ana-babasının kendisine, ’’Sen aptal bir çocuksun,’’ yada,’’Keşke hiç doğmasaydın!’’ dediğini duyan çocuk, ‘’Annemin/babamın benim hakkımdaki gerçek düşünceleri bu, ‘’ yorumunu yapar .Çünkü o, ana-babasının söylediği her şeye inanır.
Bu nedenle çocukları aşağılayıcı ve küçük düşürücü ifadelerin, tıpkı bedensel cezada olduğu gibi onların benlik saygılarını olumsuz etkileyebileceği gerçeğini göz önünde bulundurun.Söylediğiniz sözlere dikkat edin.Yirmi saniye sonra bitecek bir öfkeye ağzınızdan çıkan sözcüklerin, çocuğu duygusal ezime uğratabileceğini, örseleyebileceğini, onda kalıcı izler bırakabileceğini aklınızdan çıkarmayın.
Çocuğumuz aramızdaki tartışmalara tanık olmamasına rağmen bundan olumsuz etkilenir mi?
Şunu hiçbir zaman aklınızdan çıkarmayın: ‘’Çocuklar, evde olup iten her şeyi bilirler.’’Senelerce şiddetli tartışmalar veya belli bir nedenden dolayı bir mutsuzluk içinde olan ve bana gelip, ’’Tabi ki, çocukların bundan hiç haberi yok,’’diyen ebeveyn karşısında çoğunlukla büyük bir şaşkınlığa kapılıyorum. Doğrusu şu ki, çocukların gözünden hiçbir şey kaçmaz.Zaman zaman, bildiklerini kendilerine saklayıp duygularını belli etmeyebilirler yada tepkilerini, yalnızca geceleri yataklarını ıslatmak gibi dolaylı bir biçimde gösterebilirler, ama sonuçta olup biten her şeyi bilirler.
Bu nedenle gerek sözel iletişim yoluyla, gerekse beden diliyle olumlu uyaranlar vermiş olsanız bile, onların öncelikli haklarının, huzurlu bir aile ortamında yaşamak olduğunu unutmayın.
Çocuk yetiştirme konusunda anne-babanın aynı tavrı sergilememesi çocuğu nasıl etkiler? Anne yada babadan biri çocukla diyalog halindeyken, diğerinin müdahalesi ne yönde olmalıdır?
Disiplini, ’’bireye kazandırılan alışkanlıklar yoluyla onu kendisi ve çevresiyle uyumlu yaşamaya hazırlama süreci’’ olarak tanımlamıştık.İşte bu disipline etme sürecinde, öncelikli olarak ebeveynin kendi aralarında ‘’tutarlı’’olması özel bir önem taşır.Çocuk, karşısında aynı görüşü paylaşan, uzlaşmış bir ebeveyn tutumu bulunursa, herhangi bir durumda ‘’nasıl hareket edilmesi gerektiğini’’ daha kolay öğrenir.Aksi halde, bir kaos ve bir çatışma yaşar.Neyin doğru, neyin yanlış olduğu, kimin doğru, kimin yanlış söylediği konusunda çelişkiye düşer .Zaman zaman, böyle bir durumu kendi lehine kullanır;ebeveynden birini kendi tarafına çekerek, ailede yöntemi ele geçirmeye çalışır.
Bu nedenle çocukla ilgili bir konuda, ana-babalara, biri diyalog halindeyken, diğerinin farklı yönde bir müdahalede bulunmamasını, gerekli uyarılarını çocuğun bulunmadığı bir ortamda yapmasını önemle tavsiye ederiz.
Ana-babalara, kendi aralarında ‘’uzlaşmacı bir ortam tutum’’ oluşturabilmeleri için, özellikle çocuk eğitimini konu alan kitapları okuyarak, çocuklarını objektif ölçütlere göre tanıma ve değerlendirmelerini öneririm.Aksine bir ortamın oluşması halinde ise, ‘’yemek yeme‘’ yada ‘’uyuma’’yla başlayıp sadece bunlarla sınırlı kalmayan ve çocuğu ilgilendiren tüm konularda bazı görüş ayrılıklarına bağlı olarak yaşanabilecek olası çatışmalar, huzursuz bir ailenin oluşumuna zemin hazırlar.
Disiplin ne işe yarar?
1.Disiplin, öncelikle çocuğa nasıl hareket edilmesi gerektiğini öğretir. Etkili bir disiplin yoluyla çocuk, kendinin ve başkalarının yararına olan inanç, değer ve kuralları içselleştirerek öğrenir. Ancak çocuğun bunları içselleştirmesinden önce, ebeveynin kural, değer ve inançları, söz ve eylem yoluyla somuta indirgeyerek sergilemesi gerekir.
2.Disiplin, çocuğa dürtülerini kontrol etmeyi öğretir. Çocuk dürtüleriyle hareket ettiği için kararları zayıftır. O, düşünmeden önce hareket eder.Biz, çocuklara, önce düşünüp ardından hareket edebilmeleri için fırsatlar veririz.
3.Etkili disiplin, akla ve mantığa uygun olandır.
4.Etkili disiplin, çocuğun gelişimine uygun olandır. Sözgelimi 4 yaş çocuğu için uygun olan bir disiplin yöntemi, 1 yaşındaki çocuğa etkili olamaz. Bu nedenle ebeveyn olarak biz, kendimizi, hangi metodun hangi yaş için uygun olduğu konusunda eğitmeliyiz. Sözgelimi okulöncesi dönem çocuğu, sözden çok eylemi daha kolay algılar ve tepki verebilir.
KARDEŞ KISKANÇLIĞI
Hiçbir çocuk kitap çocuğu değildir. Yani kitaplarda anlatılanlar her çocuk için yüzde yüz doğrudur anlamı çıkarılmamalıdır. Ama genel bilgilerin bilinmesi her çocuğun ayrı kişiliğini çözme anlamında büyük yarar sağlar. Her çocuğun ayrı bir dünya olduğunu unutmamak gerekir.
Büyük çocuk
Eve ilk gelen ve anne babaya ilk ebeveynlik duygularını yaşatan çocuktur. Doğumla birlikte tahtına kurulur ve başlangıçta tek olmanın huzurunu yaşar. Bu keyifli süreç ikinci çocuğun doğumuna kadar sürer. Kardeş ile birlikte birtakım sorumluluklar üstlenmesi beklenir. Artık ağabey veya abla olmuştur. Ve kendisinden adeta çocuk olduğunu unutması isteniyordur... Artık birtakım çocuksu hareketleri eskiye kıyasla daha sık eleştirilmeye başlanmıştır. Kimi zaman ikinci çocukla gerilim yaşayan çocuk, üçüncü çocuğun dünyaya gelmesi ile rahatlayabilir. Çünkü hem yaşça daha büyümüş ve olgunlaşmıştır, hem kardeş kavramına alışmıştır ve hem de artık evin en büyük çocuğu olması nedeniyle ebeveynine kendini daha yakın hisseder.
Ebeveynin yapması gereken:
Kardeş kıskançlığı sendromlarına gerekirse uzman desteği alarak yapıcı davranmalıdır. Bununla birlikte özelikle küçük yaşlarda abla-ağabey olan çocuğa bu şekilde hitap etmemeli, küçük olduğu ve birtakım çocuksu coşkunluklara aynı oranda ihtiyacının olduğu unutulmamalıdır. Ayrıca büyük çocuğun küçük çocuk veya çocukların gölgesi altında kalıp pasifize olması engellenmelidir.
Ortanca çocuk
Ortanca çocuk adeta büyük ve küçük çocuk veya çocuklar arasında sıkışmış gibidir. Kendisini büyüğün ve küçüğün hak ve ayrıcalıklarından yoksun gibi hisseder. “O senin büyüğün, saygılı ol” veya “Kardeşin daha küçük idare etmelisin” tarzı yaklaşımlar nedeni ile adeta kendisini ifade edemediğini düşünür. O ne büyüktür ne küçük. Bu nedenle aile içindeki konumunu bulmak için çok fazla çaba harcar. Ortanca çocuğun yaşadığı bu psikoloji çoğu zaman aile içinde en aktif ve başarılı üye olmasına sebebiyet verir. Yani bu çaba çocuğun lehine sonuçlanabilir. Ortanca çocuk ailenin tek erkek çocuğu veya tek kız çocuğu ise ortanca çocuk psikolojisini muhtemelen yaşamaz.
Çok kalabalık ailelerde de ortanca çocuk konumunda çocuk yoktur. Yaşanan problemler bireysel niteliktedir.
Ebeveynin yapması gereken:
Ortanca çocuk olmak çocuğun psikolojisini başlangıçta negatif etkilese bile ilerleyen yıllarda bunun çocukta olumlu yansımalara sebebiyet verdiği görülür. Fakat çocukluk döneminde ortanca çocuk çok yıpranabilir. Ebeveyn özellikle çocukluk ve gençlik döneminde çocuğunun arada kalmış olma psikolojisini anlamalı yıpranmasına izin vermeyecek şekilde yaklaşımlar sergilemelidir. Onun konumu ev içinde belirlenmeli, yeter derecede onore edilmelidir.
Küçük çocuk
Ebeveyn tarafından büyüdüğü fark edilmeyen, hep küçükmüş gibi değerlendirilen çocuktur. Genellikle büyüdüklerini ispat etme çabasıyla hareket ederler. Evde genellikle ayak işleri hep kendilerine yaptırılan, ama yaptıkları bu nevi işler iş kategorisinde ele alınmayan çocuklardır. Hep küçük olarak algılandıkları için ebeveynleri tarafından hep işleri kolaylaştırılmaya çalışılan ve bu sebeple yaşayarak öğrenme imkânları olmayan çocuklardır.
Ebeveynin yapması gereken:
Çocuğa yaş dönemi dikkate alınarak yaklaşılmalı ve büyüdüğü fark edilmelidir. Ebeveyn küçük çocuğuna da taşıyabileceği sorumluluklar yüklemelidir.
Tek çocuk
Bu çocuklar akranlarından ziyade büyükler ile diyalog halindedirler. Genellikle evin nazlı bebeği pozisyonunda olan, isteklerine çok rahatlıkla ulaşan çocuklardır. Bu çocukların akranlarının bulunduğu mekânlara sık sık götürülmeleri, okul öncesi eğitim kurumlarına gönderilmeleri gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki; yaşanan özel bir durum yoksa tercih edilen çocuğa kardeş duygusunun yaşatılmasıdır.